KAR KESTİ YOLU
Kar kesti yolu
Sen yoktun
Oturdum karşına dizüstü
Seyrettim yüzünü
Gözlerim kapalı
Gemiler geçmiyor
Uçaklar uçmuyor
Sen yoktun
Karşında duvara dayanmıştım
Konuştum, konuştum, konuştum
Ağzımı açmadım
Sen yoktun
Ellerimle dokundum sana
Ellerim yüzümdeydi diyor Nazım Hikmet .. tam da şehre karın yağdığı ve yokluğunun buz gibi bastırdığı bir zamanda bu şiirin karşıma çıkması belki biraz acımasız oldu ama hep böyle değil midir zaten? hazırlıklı olmadığın zamanda gelir bir şeyler.. uzun zamandır yazmıyordum. parmaklarımın kalbimin kelimelerini kullanırken zorlandığını görüyorum. harflerin yan yana gelmekte zorlanması benim mi onlara artık uzaklaşmamdan yoksa onların mı beni incitmemek için yan yana gelmemek için direnmesinden bilmiyorum . tek bildiğim artık hiç bir şeyi zorlamadığım ve her şeyi kendi akışına bıraktığım..
meleklerin dans ederken şehre bıraktığı beyaz örtü gelip geçen arabaların altında şeffaf buz tabakasına dönse de aralarda kalan beyazlık insana mutlu olmak için bir sürü sebep bulabileceğini hatırlatmakta..
çayım son zamanlarda çabuk soğur oldu ya da ben zamanda çok sık kaybolmaya başladım. gittiğim yerlerden gelmek için ara ara aldığım notlar bana yaşadığım zamanı hatırlamakta bütün uyumsuzluğumu ortaya dökerken garip bir şekilde hayata uyum sağlamama yardımcı olmaktalar.. yine çayım soğudu.. yine kalbimin kelimeleri içimde akarken çok azı burada .. ihlalci çay mı acaba ruhumu bozguna uğratmakta? her yudum sonrası dudağıma yapışan gülümseme bu bozgun sonrası beni kendine esir almasından mı kaynaklanmakta.. nazım'ın dediği gibi "konuştum, konuştum, konuştum, ağzımı açmadım. sen yoktun, ellerimle dokundum sana ellerim yüzümdeydi.."
parmaklarıma bulaşan bir kaç kelime buraya sığınırken bir yudum çay ve bir gülümseme .. gerisi falan filan işte..